Karanlık ve zulüm günleri

Mihraç URAL yazdı —

  • İyi polis kötü polis misali HTŞ yakaladıklarını, diğer terör örgütlerine veriyor. Bunlar kendi aralarında öyle bir mekanizma kurmuşlar. Ne başkent Şam'da, ne Halep'te ne Sahil bölgesinde hiçbir kurşun dahi sıkmadan kendilerine devletin anahtarlarını teslim edenler sayesinde "zafer" kazanmış oldular. Durum bundan ibaret.

8 Aralık 2024, karanlık günler gelip çattı. Sahada bir biz bir de onlar vardı. Sabah erken saatinde olan olmuştu. Tehlike büyüktü. Evimi saran her şey bu tehlikeye işaret ediyordu. Bu büyük tehlike beni uykusuz kılmıştı. Sabahın erken saatlerinde düzenlenen işlemleri bitirmeden bahçeli evlerimize gittik. Karanlık güçler hırsla beni arıyordu. Şehrin temel noktaları ele geçirilmişti. Beni arayan güçler ile şehri ele geçiren güçler farklıydı. Beni arayan güçler Kuvvet El Cebel El Türkmen (Türkmen Dağları Güçleri) güçleriydi. Bunlar 14 yıldır Suriye’de süren mücadelede hiçbir zaman askeri başarı kazanmış insanlar değildi. 14 yıldır süren bu savaşta bir tek kararlı girişim yapmış değiller. Hep korkak, hep kaçak, hep ne olduğu belli olmayan işlerle uğraşan tiplerden oluşuyordu. Bunlar, şehrin dört bir yanında beni aramaya başladılar. Bir de iktidarı ele geçiren HTŞ güçleri vardı. Şehrin birçok yanını HTŞ tutuyordu. Ama özel olarak beni arayan, beni yakalamak isteyen güçler ise Türkmen Dağı Güçleri’ydi. Bizim bahçeli evimiz var. Bu güçler orayı soruşturup oraya doğru kaydılar. Şehirdeki evi bıraktılar, bahçeli eve doğru yöneldiler.

Ankara plakalı arabalar

Türkmen Dağı Güçleri diye ifade ettiğimiz örgüt, 13 yıllık Suriye savaşı sürecinde geçmişte Mukaveme Suriyyi olarak karşısında savaştığımız, Türkiye’nin kontrolünde olan örgüttü. Türkiye’nin organize ettiği, MHP’nin de öncülük yaptığı bir oluşumdur.

Bunlar 06 plakalı arabalarla gelmişler, şehrin dört bir yanında dolaşıyorlar, bizim mahalleye, bizim eve baskın yaptıklarında ellerinde kamera, hem çekim yapıyor hem de çekimlerini anında Türkiye’ye iletiyorlardı. Bizim evlerde oturan kişileri sorguya çektiler. Bir yoldaşımızın eşinin nerede olduğunu öğrendiler. 20 kişilik bir ekiple onun olduğu eve baskın yapıp yoldaşımızın eşini aldılar, kafasına silahla vurarak yaraladılar. Biz şehirdeki evden çıkıp bahçeli eve gittiğimizde peşimize düştüler. Bazı arkadaşları yakaladılar.

Bizler şehirdeki evde bulunan kimi dökümanları bahçeli eve taşıdık. Bu çapulcular, baskın yaptıkları evleri ganimet sayarak talan ediyorlardı. Önemli bilgiler içeren cihaz ve belgelerimizi götürdük ve güven altına almaya çalıştık. Kısa sürede bu çapulcular bahçeli eve yaklaştılar. Onlar varmadan bizler başka yere geçtik. Bunlar bahçeli eve baskın yaptıklarında evin bütün eşyalarını talan ettiler. Yoldaşlarımızın, çevrede bulunan bütün evlerini de talan ve işgal ettiler. Traktör, araç, eşya ne varsa her şeyi talan ettiler.

Sözde hiç kimsenin özel mülküne zarar verilmeyecekti. Bizler de dahil binlerce ailenin özel mülküne çöküldü, gasp edildi.

Suriye ordusu dağıtılınca…

Bu işler, verilmekte olan savaşta yeri olmayan şeylerdir. Yıllardır, Cebel Türkmen (Türkmen Dağları) denilen sınıra paralel yerde konumlanmış bu çapulcu güçler ara sıra öyle baskın yapma çabaları içinde oldular ama hiçbir zaman ciddi bir varlık gösteremediler. Hep uzakta kaldılar. Ama Suriye’de yönetim yıkılıp şehir ve devlet çökünce ve halktan silahlarını teslim etmeleri talep edilip halk silahsızlandırılınca, bunlar bedavadan “zafer” kazandılar. “Zafer” gelip önlerine atıldı. Saldırılarına kimse cevap vermedi. Suriye ordusu dağıtıldı. Bir kararla Suriye ordusu diye bir şey kalmayınca bunlar da otomatikman bu süreçte muvaffak oldular.

Bunlar esasında Heysem Topalca’nın derleyip topladığı “Bayır Bucak” denilen çevreden oluşan güçlerdir. İşleri güçleri sahte para, sahte araba alım satımı, Halep’teki antikaların çalınıp satılması, eser kaçakçılığı gibi işleri yürüten ve organize eden ekiplerdir. Bunlar MİT tarafından kontrol edilip destekleniyor. Zamanında Suriye’ye MİT kontrolünde ve Heysem Topalca marifetiyle gönderilen sarin gazı (kimyasal silah) işlerini organize eden çetelerdir.

Biz bu savaşta yerimizi almışız ama devletin, ordunun silahı bıraktığı bir yerde bizim yapabileceğimiz fazla bir şey kalmamıştı. Bunlar silahlarıyla ve destekleriyle gelip bizlerin konakladığı yerleri basmaya başladılar.

Mukaveme Suriyyi’nin durumu

Suriye’ye karşı yapılan saldırılar sürecinde Mukaveme Suriyyi vatan savunması içerisinde yerini aldı ve Türkiye’nin Lazkiye kuzeyine yönelik saldırılarına karşı direniş gösterdi. Türkiye’nin bu bölgeyi ele geçirme çabalarını boşa çıkardı. Suriye’de çatışmalar ve aktif savaş durduktan sonra Suriye yönetimi, devlet gücüyle sahayı kontrol edebiliyordu. Bölgedeki saldırıların önemi ve gücü azalmıştı. Ufak tefek saldırılar artık önemli bir sorun olmaktan çıkmıştı. Bu durumda Mukaveme Suriyyi 2015’ten itibaren yavaş yavaş savaşın aktif yanında değil de pasif yanında yer aldı. Yani nöbet tutarak alan kontrolü sağlama, yardımcı güç olarak bulunma gibi çalışmalar içerisinde oldu.

Saldırgan güçler ciddi ve önemli güçler olmaktan uzak oldukları ve artık devlet güçleri de egemen hale geldiği için sahada kontrolü sağlayabiliyordu. Bizden bu aşamada önemli taleplerde bulunulmadı. Nöbet şeklinde alan kontrolü ve diğer alanlarda yardımcı olma taleplerinde bulunuldu. Bu söylediğim 2015 sonrası için… Oysa daha önceleri aktif bir şekilde çatışmaların içerisindeydik.

Bu arada Kesab bölgesinin Türkiye denetimindeki çeteler tarafından ele geçirilmesi ve ardından buranın kurtarılması süreci içerisinde Mukaveme Suriyyi aktif bir rol almıştı.

Biz o savaşta öncü rol oynadık. Kesab’ı biz kurtardık. Bizimle birlikte Muhammed Cabir’in güçleri “Sükur ül Sahra” vardı. Bu güçlerle birlikte Kesab’ı kurtardık. Bunları ağır yenilgiye uğrattık. Kovaladık, peşlerine düştük. Kesab’ı tamamen temizledik. Bu çeteler böyle korkak, savaşma yeteneği olmayan insanlar.

İlkin evlerimizi ele geçirdiler

Şimdi devlet ortalıktan kaybolunca, askeri birlikler çekilince ortalık boşaldı. Tamamen bomboş bir alan. Bu olanaklardan yola çıkarak bunlar bizi aramaya çalıştılar.

Biz kendi evlerimizi, yerlerimizi savaşın mantığı çerçevesinde değerlendirdik. Savaşın doğallığı gereği evlerimizi gerek toplantılar gerekse de komuta ve organizasyon bakımından Mukaveme Suriyyi’nin büroları haline getirdik. Ve o bürolar her türlü ihtiyaç için askeri bir biçim almıştı. Bu yapılanmalar her açıdan savaşın mantığına uygun olarak şekilleniyordu. Evlerimiz ve içindeki eşyalar çalışmalarımızın ihtiyacının hizmetine sunulmuştu.

Suriye’de yönetim yıkılıp evlerimiz ve bizler hedef haline geldikten sonra buraları temizlemek ve önemli şeyleri düşmanın eline geçmekten kurtarmak bir günün işi değildi. Bu nedenle bu evlerde bulunan ve belge niteliğinde düşmanın eline geçme ihtimali olan her şeyi yakıp temizledik.

Bu çeteler ilk önce şehirdeki evlerimizi ele geçirdiler. Şehirdeki evimiz Mukaveme Suriyyi’nin karargahlarından biriydi. Orada, bizlere her türlü kolaylığı sağlayacak araç ve eşyalar vardı. Bunlara el koydular. Alacaklarını aldılar, talan ettiler. Ve bu karanlık güçler bu yerleri şimdiye kadar işgal etmiş durumdalar.

Benim 10.500 kitabım vardı, hepsi onların eline kaldı. Bu kadar kitabı bunlar ne yaptılar, nereye aldılar, bilemiyoruz, bunların eline geçti.

Tek kurşun dahi sıkılmadan…

Daha sonra Mukaveme Suriyyi’deki bazı insanları çektiler. Yakaladıkları bu kişileri Türkiye’ye götürüp Antakya’da sorguladılar. 15-20 güne kadar işkenceli sorgulardan geçirdiler. Bu sorgulardan bir şey elde edemeyince geri getirdiler. Bu arkadaşlar hala şu ana kadar maruz kaldıkları işkencenin tedavisini yapmaktadırlar. Bu tutum, hiçbir uluslararası hukuka uymaz. Türkiye’nin bu yaptığı tamamen haydutça bir zorbalıktır.

İşin diğer tarafında HTŞ güçleri var. Bunlar İdlib’te eğitilmişler. Herkese kibar davranıyormuş gibi görünüyorlar. Biz oradan ayrıldığımızda bunların barikatlarından sıyrılarak, onların kuşatmalarını yararak geçtik.

Sonradan anladık ki HTŞ ile diğer cihatçı terör örgütleri arasında bir danışıklılık var. İyi polis kötü polis misali HTŞ yakaladıklarını, diğer terör örgütlerine veriyor. Bunlar kendi aralarında öyle bir mekanizma kurmuşlar. HTŞ ve Türkmen Dağı Taburu ikiz kardeş terör örgütleridir. Ne başkent Şam'da, ne Halep'te ne Sahil bölgesinde hiçbir kurşun dahi sıkmadan kendilerine devletin anahtarlarını teslim edenler sayesinde "zafer" kazanmış oldular. Durum bundan ibaret.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2025 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.