Özgür yarına giden yol

Demir ÇELİK yazdı —

  • Bize düşen bulunduğumuz her alanda Demokratik Toplum İnşası’nı ete kemiğe büründürmenin siyasal, sosyal, kültürel ve diplomatik çalışmalarını amacına uygun örgütleyebilmektir.

Türk devleti yüz yıl boyunca siyaset, toplum, topluluklar ve inançlar üzerinde uygulamış olduğu kolonyal hukuku, "terör" yaftalaması yapıştırarak mümkün kılmaya çalışmıştır. Birinci paylaşım savaşında Avrupa-merkezli kolonyalizm ve milliyetçilik esasıyla inşa edilen ulus-devletlerin homojenleştirme siyaseti, Türk devleti tarafından fırsata dönüştürüldü. Ulus- devletin milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi deli gömleğini kuşanan Türk devleti, bir yandan halklar ve inançları kıyım ve soykırıma tabi tutarken, diğer taraftan da “eşkiya”, “şaki”, “hain” ve “terörist” diyerek sindirmeye baktı.

Devletin derin aklı ve ideolojik aygıtları toplumda rızalık üretmek üzere başta Kürt ve Alevi taleplerini dinlendirenler ve mücadele edenler olmak üzere kendisine itiraz eden, direnen herkesi son çeyrek yüzyılda “terörist” diyerek itibarsızlaştırdı, taleplerini kriminalize ederek Kürt soykırımını sürdürdü. Bu kolonyalist söylem ve yaklaşıma karşı hiç kimse ve hiçbir toplum kesimi devletin bu argümanını elinden almaya dönük siyasal hamle geliştiremediği gibi bu söyleme rızalık verdi, kandı. Bununla birlikte 1990’lı yıllarda Sayın Abdullah Öcalan, Kürt sorununu şiddet sarmalından demokratik ve hukuki zemine çekmeye çalışarak çözüm iradesi geliştirmesi bile onu her tür kötüleme ve itibarsızlaştırmadan kurtaramadı. Devlet ve iktidar bloku hala da “terör" söyleminden vazgeçmek yerine "iç cepheyi tahkim etme" ve “terörsüz Türkiye” diyerek bir yandan diyalog ve müzakereden kaçarken, diğer yandan da itibarsızlaştırmaya devam ediyor. 

Dolayısıyla devletin "terör" argümanını elinden almak bugün hayati konu olmaktaydı. Çünkü devlet bu argümanı sayesinde Rojava’ya, Maxmur’a, Şengal’e ve Medya Savunma Alanları’na saldırıyor, her tür savaş ve insanlık suçu işlemesine rağmen hiç kimse karşı çıkamıyordu. Hatta kimi Kürt hareketleri de bu gerekçeyi dillendiren devlete arka çıkıyor, yanında pozisyon alabiliyordu.

Kürt sorununun bölgesel ve küresel bir sorun olduğu günümüz jeopolitiğinde çözümü dayatıyor olmasının yol açtığı arayışlar söz konusudur. Yüz yıl önce Kürtlerin kendi kendini yönetme hakkının tanınmaması, coğrafyasının dört devlet tarafından gasp edilmesi ve bu işgal ve ilhakın uluslararası siyasal yapılar tarafından meşru kabul edilmesinin neden olduğu ağır bir açmaz söz konusuydu. O gün çözümsüz bırakılan Kürt sorunu, diğer ulusal sorunlar gibi 1989 Sovyet Sistemi’nin yıkılması sonrasında ulusal kurtuluş sorunları, devletlerin iç meselesi olarak kabul edilerek anti-terör güvenlik sorununa indirgendi. Kürtlerin özgür vatan ya da Kürdistan statüsü talebi yüz yıl öncesinin jeo- stratejik ve jeo-politik düzeni tehdit edeceği gerekçesi ile devletli sistem tarafından kabul edilmediği gibi parçalanarak ulus- devletlere peşkeş çekildi. Sömürgeci ulus- devletlerin her biri Kürdistan’ın bu parçalanmışlığını fırsat bilip devletlerden herhangi birinde baş gösteren Kürt itirazı ve direnişini bastırmak üzere diğer kolonyal devletlerin doğrudan ya da dolaylı desteklerini alarak direnişi kanlı bastırmanın koşullarına erişebiliyordu. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık referandumuna İran ile Türkiye’nin çok sert pozisyon almaları, Türkiye’nin Başûr ve Rojava’yı işgaline diğer üç sömürgeci devletin destek olmaları geçen yüz yılda çokça tanık olduğumuz sömürgeci devletlerin Kürt karşıtı pozisyon alışlarıydı.

Kürdistan coğrafyası, jeo-politik ve jeo-stratejik konumu nedeni ile bugünün siyasal, sosyal, askeri ve ekonomik çekişme ve çatışmalarına sahne olmaktadır. Sykes-Picot Antlaşması’nın parçaladığı Kürdistan coğrafyası üzerinden yükselen katı merkeziyetçi ulus- devletler bir bir dönüştürülürken 60 milyon Kürt’ün statüsüzlüğü çekişmenin yaşandığı coğrafyada devam ediyor.

İşte tam bu süreçte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önderliğini yaptığı Kürt Siyasal Hareketi, Kürt sorununu dünyanın gündemine geri dönülemez biçimde taşımış olmanın meşruiyeti üzerinden yeni bir yola, yeni bir çıkışa ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Mevcut koşullarda uzun yıllara dayanan savaşta devletle askeri alanda yenişememe durumu açığa çıkmış, her iki tarafta da yaşanan ağır sosyal ve siyasal travmalar yerine yeni arayışlar masadadır. Savaşta ısrarın neden olduğu rutinin tekrarı ile taraflara daha büyük kaybettireceğinin açığa çıktığı bu dönemde Sayın Abdullah Öcalan, Kürt sorununu şiddet sarmalına çekmek isteyenlere karşı demokratik ve hukuki zemine çekme inisiyatifini geliştirmiştir. Bu nedenle de 1960-1970 yılların ulusal kurtuluş hareketlerinin verili koşulunun olmadığı tespitinden hareketle, Kürt sorununun çözümünde başka yol ve yöntemlerinin devreye konulması gerektiğini çağrısını yapmıştır.

Siber savaş teknolojisinin sınır tanımaz devasa gelişmeler sonucu kitlesel katliamların yaşanması olasılığı, İHA ve SİHA’larla nokta suikastler yapma kapasitesi, savaş uçakları ve topçu bombardımanlarıyla yaşam alanlarını tahrip etme potansiyeline karşı ferdi silahlarla gerillanın destansı karşı koyuşunun da bir sınırının olduğunu görmek gerekiyor. Bu anlamda Sayın Abdullah Öcalan, bu sürecin açmazını ve kırılma noktalarını Kürtler açısından olduğu kadar tüm mazlumlar açısından yaratacağı büyük kaybetme riskini gördüğü ve doğru okuduğunu herkesten önce biz Kürtlerin biliyor olması gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan, içinden geçtiğimiz sürecin herkese değişim ve dönüşümü dayattığını görmüş, bu temelde de kurucusu, politik ve ideolojik önderi olduğu hareketine de, halkına da statükoyu değil, dönemin ruhuna uygun değişim ve dönüşümü önermiş, 27 Şubat’ta da gereğinin yapılması çağrısında bulunmuştur.

Bu çağrı 10 Mart’ta Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin meşruiyetinin tescili ile somut adıma dönüşmüş, yeni fırsatlara ve yeni olanaklara giden yolun taşları döşenmiştir. Bize düşen bulunduğumuz her alanda Demokratik Toplum İnşası’nı ete kemiğe büründürmenin siyasal, sosyal, kültürel ve diplomatik çalışmalarını amacına uygun örgütleyebilmektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2025 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.