Efrîn artık tanınmaz halde
Dosya Haberleri —

Efrîn / foto: AFP
8. yıla giren işgali Efrîn İnsan Hakları Örgütü Eşsözcüsü Îbrahîm Şêxo ile yaşanan insan hakları ihlallerini konuştuk
- Efrîn’de savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve etnik temizlik suçlarının üçü birden işleniyor. Efrîn’de insanların yaşam alanlarına doğrudan saldırılar düzenlendi, altyapılar bombalandı. Havadan ve karadan gerçekleştirilen saldırılarla insanların temel yaşam kaynakları hedef alındı, yakıldı, dağıtıldı veya yağmalandı.
- 2018’de Efrîn’de 300 binden fazla Kürt zorla göç ettirildi ve yerlerine farklı bölgelerden getirilen 450 bin Arap yerleştirildi. 2018’den bu yana, Efrîn’de 10 binden fazla kişi kaçırıldı ve akıbetleri hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamadı. Toplamda 23 milyon ağaç yok edildi. Türkçe ve Arapça eğitim verilirken, Kürtçe yasaklandı.
- Efrîn artık tanınmaz hale geldi. Bu grupların cezaevlerinde kadınlara tecavüz ettiklerine dair belgeler de bulunuyor. Uluslararası kurumlar ve güçler, bu suçları işleyenleri mahkemeye çıkarmalı ve cezalandırmalıdır. İnsanlığa karşı suç işleyen kişi ve örgütler uluslararası mahkemelerde yargılanmalı, gasp edilen mallar sahiplerine iade edilmelidir.
ERKAN GÜLBAHÇE
Türk devletinin 18 Mart 2018’de Efrîn’i işgali, bölgeyi bir sömürgecilik laboratuvarına dönüştürdü. Yüz binlerce Kürt zorla göç ettirildi, yerlerine ise Türkiye destekli çeteler ve farklı bölgelerden getirilen Araplar ve Türkmenler yerleştirildi. Nüfusunun büyük çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Efrîn’de, Kürtler artık azınlık konumunda. Bölge yalnızca demografik açıdan değil, ekonomik ve kültürel olarak da tamamen dönüştürüldü. Efrîn’de artık sadece Türk Lirası kullanılıyor, Hatay vali yardımcısı bölgenin yönetimine atanmış durumda ve şehir, Türkiye’nin doğrudan kontrolü altında yönetiliyor. Ekonomik kaynaklar yağmalanıyor; Efrîn’den Türkiye’ye zeytin ve diğer değerli ürünler taşınıyor. Sömürünün her türlüsü yaşanıyor. Efrîn’de insan hakları ihlalleri, savaş suçları ve sistematik baskılar, bölge halkı için günlük bir gerçeklik haline geldi. 2018’den bu yana 10 binden fazla kişi kaçırıldı. Yine yüzlerce sivil katledildi, kadınlar cinsel saldırıya uğradı ve bölgedeki etnik yapı zorla değiştirildi. Efrîn İnsan Hakları Örgütü Eşsözcüsü Avukat Îbrahîm Şêxo, işgal edilen kentlerde yaşanan insan hakları ihlallerini, savaş suçlarını ve uluslararası toplumun sessizliğini anlattı.
Türk devletinin Efrîn’deki savaş suçlarına ilişkin hazırladığınız raporu Brüksel’de Şubat ayında yapılan tribunale sunmuştunuz. Araştırmanız hangi dönemleri ve bölgeleri kapsıyor? Hangi kaynaklardan yararlanıyorsunuz?
Efrîn İnsan Hakları Örgütü olarak 2015 yılından bu yana bölgede yaşanan insan hakları ihlallerini belgeleyerek çalışmalar yürütüyoruz. Türk devletinin 2018’de Efrîn’i işgal etmesinin ardından Şehba’ya göç etmek zorunda kaldık ve faaliyetlerimizi burada sürdürdük. 2024’ün sonunda gerçekleşen saldırılar nedeniyle Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Bölgesi’ne geçtik. İnsan hakları ihlallerinin en yoğun yaşandığı bölgelerden biri Efrîn olduğu için örgütümüzün esas çalışma alanı da burasıdır. Hazırladığımız belgelerin en önemli kaynağı, bizzat mağdurların anlatımları ve olayların birebir tanıklarıdır. Hak ihlallerine uğrayan kişiler, maruz kaldıkları kötü muameleyi doğrudan bizimle paylaşıyor. Ayrıca, bölgede yaşayan güvenilir kişilerle sürekli iletişim halindeyiz ve onlar da yaşanan ihlalleri belgeleyerek bize ulaştırıyor. Bunun yanı sıra, devlet kurumlarına ait resmi raporlar da çalışmalarımız için önemli bir dayanak oluşturuyor. Uluslararası kuruluşlara sunduğumuz belgeler, ilgili kurumlar tarafından doğrulandıktan sonra resmi belge niteliği kazanıyor. Bugüne kadar tespit ettiğimiz tüm hak ihlallerini bağımsız uluslararası kuruluşlarla paylaşarak raporlarımızı güçlendirdik.
Bu ihlalleri, saldırıları uluslararası hukuka göre nasıl sınıflandırıyorsunuz? Savaş suçu olarak da değerlendirilebilir mi?
Uluslararası kanunlara baktığımızda, bugün Efrîn’de savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve etnik temizlik suçlarının üçü birden işleniyor. Efrîn’de insanların yaşam alanlarına doğrudan saldırılar düzenlendi, altyapılar hedef alınarak bombalandı, evlerini terk etmek isteyen sivillerin üzerine saldırılar yapıldı. Havadan ve karadan gerçekleştirilen saldırılarla insanların temel yaşam kaynakları hedef alındı, yakıldı, dağıtıldı veya yağmalandı. Kuzey ve Doğu Suriye genelinde olduğu gibi Efrîn’de de bilinçli ve sistematik şekilde sivil katliamlar gerçekleştirildi. Bu durum, soykırım niteliği taşıyor. Bölgenin demografik yapısını değiştirmek amacıyla zorla göç ettirme politikaları uygulandı. İşlenen bu suçlar, tüm dünyanın gözü önünde açıkça yaşandı. Bölgede bulunan uluslararası güçler de bu ihlallere birebir tanıklık etti.
Bölgede yaşanan ihlaller sistematik bir politikanın sonucu mu, yoksa bu saldırılar daha çok düzensiz ve fırsatçı girişimler mi?
Efrîn’de yaşananlar, tamamen sistematik hak ihlalleri kapsamına giriyor. Altyapıya yönelik saldırılar, insan hakları ihlalleri ve katliamlar, bölgenin demografik yapısını değiştirmek ve insanları zorla göç ettirmek amacıyla yürütülen bilinçli bir politikanın parçası. Efrîn operasyonundan bir ay önce Recep Tayyip Erdoğan, bölgedeki Kürt nüfusunun yüzde 35 olduğunu iddia etti. Oysa gerçekte Efrîn’in yüzde 98’i Kürt’tü. 58 gün süren saldırılar boyunca katliamlar ve zorunlu göçler yaşandı. Bu süreç, demografik değişimi gizlemek amacıyla kamuoyuna bilinçli şekilde yanlış yansıtıldı. Sonuç olarak, Efrîn’deki Kürt nüfusunun yüzde 70’i zorla göç ettirildi.
Bu süreçte, uluslararası hukukun 6, 7 ve 8. maddeleri ihlal edildi. Ayrıca, 2001’de Roma’da kabul edilen savaş suçları anlaşmasının aynı maddeleri de açıkça çiğnendi. Tüm bu eylemler, uluslararası hukuka göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamına giriyor.
Bölgede işlenen savaş suçları nelerdir? En sık karşılaşılan ihlaller hangileri?
2018’de Efrîn’de 300 binden fazla Kürt zorla göç ettirildi ve yerlerine farklı bölgelerden getirilen 450 bin Arap yerleştirildi. 2018’den bu yana, Efrîn’de 10 binden fazla kişi kaçırıldı ve akıbetleri hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamadı. Kaçırılanlar arasında çocuklar ve yaşlılar da bulunuyor. Ayrıca, 463 kişi katledildi, 142 kişi cinsel saldırıya uğradı. Ekonomik ve ekolojik yıkım da sistematik bir şekilde yürütüldü. 500 binden fazla zeytin ağacı kesildi, toplamda 23 milyon ağaç yok edildi. Kesemedikleri zeytin ağaçları için sahiplerinden 30, 20 veya 10 dolar haraç alınıyor. İnsanları açlığa mahkum edip topraklarını terk etmeye zorlamak için her yol deneniyor. Bölgede faaliyet gösteren tüm silahlı gruplar bu politikayı sürdürüyor. Özellikle Türkmen gruplar olan Süleyman Şah ve Sultan Murat gibi örgütler, kontrol ettikleri bölgelerde Kürtlerin yaşamasına izin vermiyor. Bu grupların cezaevlerinde kadınlara taciz ve tecavüz ettiklerine dair belgeler de bulunuyor.
Rojava’da nasıl bir demografik değişim politikası uygulanıyor? Zorla göç ettirme ve yerleşim politikalarına ilişkin elinizdeki somut veriler nelerdir?
2018’de 300 bin Kürt, yaşadıkları topraklardan zorla göç ettirildi. Şehba’ya sığınanlar ise daha sonra bir kez daha göçe zorlandı. Boşalan yerlere Araplar ve Türkmenler yerleştirildi ve bu süreç hala devam ediyor. Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde yeni yerleşimler inşa edildi. Müslüman Kardeşler ve Hamas üyeleri için özel kurumlar kurularak, Efrîn’e yerleştirilmeleri sağlandı. Şehirde birçok yere Türk bayrakları ve Recep Tayyip Erdoğan’ın posterleri asıldı. Eğitim sistemi tamamen değiştirildi. Türkçe ve Arapça eğitim verilirken, Kürtçe yasaklandı. Daha sonra yalnızca haftada iki saat seçmeli ders olarak Kürtçeye izin verildi, ancak bu da zorunlu değil. 65 Kürtçe öğretmeni görevden uzaklaştırıldı ve geriye Kürtçe ders verecek kimse kalmadı. Ekonomik kontrol de tamamen Türkiye’ye geçti. Efrîn’de yalnızca Türk Lirası kullanılıyor. Hatta buraya yerleştirilen bazı insanlar Suriye parasını tanımıyor ve tüm hesaplarını Türk Lirası üzerinden yapıyor. Hatay vali yardımcısı, Efrîn’e yönetici olarak atanmış durumda ve bölge, Türkiye’nin bir şehri gibi yönetiliyor. Hemam köyünde açılan gümrük kapısı aracılığıyla, Efrîn’den Türkiye’ye zeytin ve diğer değerli ürünler taşınıyor. Bu ekonomik sömürüye dair elimizde çok sayıda delil bulunuyor. Tişrîn Barajı’na yönelik saldırılar da insanları göçe zorlayarak Efrîn’de olduğu gibi yerlerine Arap nüfus yerleştirme planının bir parçası. Demografik değişim sonucunda, Efrîn artık tanınmaz hale geldi. Bölgeyi ziyaret eden bazı gazeteciler, Efrîn’in Afganistan ve Pakistan’dan farksız olduğunu ve burada radikal İslam anlayışının uygulandığını belirtti.
Dosyanızda yer alan en çarpıcı tanık ifadeleri neler?
Savaşın yaşandığı bir bölgede insan hakları çalışması yürütüyoruz. Karşı taraf, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar da dahil olmak üzere pervasızca katliamlar gerçekleştiriyor. Bu ihlalleri belgelendirirken insan ister istemez derinden etkileniyor. Ancak beni en çok sarsan, kadınlara yönelik işkenceler. Bu olayları yazmak bile zor, konuşurken bile ürperiyorum.
Kadınlara yönelik tespit ettiğiniz saldırılar neler?
Efrîn’de 2014 yılından itibaren uygulanan demokratik özerklik sayesinde kadın ve erkek eşitliği sağlandı. Kadınlar, yaşamın her alanında erkeklerle eşit haklara sahipti ve toplumda aktif roller üstleniyordu. Ancak 2018’de Türkiye ve ona bağlı çetelerin işgaliyle birlikte kadınlar sistematik olarak baskı altına alındı ve yok sayıldı. Kadınlar siyah çarşaf giymeye zorlandı, evlere kapatıldı ve toplumsal hayattan tamamen dışlandı. Onlara yalnızca dört duvar arasında eşlerine ve çocuklarına hizmet etme rolü biçildi. Efrîn’de kadınların kamusal alandaki varlığı tamamen silindi. 2014’te yasaklanan çok eşlilik yeniden yaygınlaştı. Bölgedeki yöneticilerin birçoğunun 10’dan fazla eşi olduğu tespit edildi. Kadınların elde ettiği tüm kazanımlar yok edildi, özgürlükleri ellerinden alındı.
Türkiye’nin Rojava’daki savaş suçları hakkında hukuki süreç başlatıldı mı? Uluslararası bir dava açılması için hangi adımlar atılmalı?
Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî ve Özerk Yönetim bölgelerine yönelik saldırılar hakkında her altı ayda bir raporlar hazırlayarak bunları düzenli olarak uluslararası insan hakları kurumlarına sunduk. Aynı şekilde, uluslararası kuruluşlar da bu bölgelerdeki hak ihlalleriyle ilgili raporlar hazırladı. Bu raporlar, birbirini tamamlayan ve destekleyen belgeler niteliğindeydi. Raporlar sayesinde, uluslararası kamuoyunda istenen düzeyde olmasa da bir farkındalık yaratıldı. Uluslararası güçler, işgal altındaki bölgelerdeki insan hakları ihlalleri konusunda bazı adımlar atmaya başladı. Son olarak, 5-6 Şubat’ta Belçika’nın başkenti Brüksel’de bir Halk Mahkemesi kuruldu. Biz de kurum olarak mahkemeye dosya sunduk ve bölgede yaşanan ihlallere ilişkin bilgilendirme yaptık. Ayrıca, birçok uluslararası toplantıya online katılarak insan hakları ihlallerini dile getirdik. Hazırlanan raporlar ve Brüksel’deki Halk Mahkemesi gibi girişimler, ileride Lahey’de kurulması muhtemel bir savaş suçları mahkemesine sunulacak deliller açısından önemli bir zemin oluşturacaktır.
Bu suçlara uluslararası toplumun tepkisi nasıl?
Ne yazık ki uluslararası kurumlar, Türkiye ile olan siyasi ilişkileri ve NATO üyeliğine verdikleri önem nedeniyle hukuki süreçlerde çelişkili bir tutum sergiliyor. Cenevre, Lahey ve Roma anlaşmalarına uygun hareket etmiyorlar. Uluslararası mahkemelere bireysel başvuru yapamıyoruz, çünkü sistem yalnızca devletlerin başvurularını kabul edecek şekilde kurulmuş. Efrîn’de mülklerine el konulan bazı kişiler, Avrupa’da göçmen olarak yaşamak zorunda kaldıklarında bireysel mahkemelere başvurdu. Ancak birçoğu, ailelerinin Efrîn’de veya farklı bölgelerde yaşaması nedeniyle baskı ve korku yüzünden davalarını geri çekmek zorunda kaldı. Şu ana kadar uluslararası alanda atılan en önemli adım Halk Mahkemesi oldu. Bu mahkemenin ileride uluslararası savaş suçları mahkemelerine zemin oluşturacağına inanıyoruz.
Kürt siyasetçi Hevrîn Xelef’i katleden Ehrar el-Şarkiye’nin çetebaşı Ebu Hatim Şakra (Ahmed İhsan Fayyad El-Hays) gibi, geçmişte Kürtlere karşı insanlık suçu işleyen birçok kişi bugün Suriye’de yönetimde üst düzey görevlerde bulunuyor. Bu isimlerin suç geçmişine dair elinizde hangi bilgiler var? Belgelenmiş suç dosyaları hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Şu anda Şam’da iktidarı ele geçirmeye çalışan tüm gruplar, geçmişlerinde insanlığa karşı ağır suçlar işledi. Kadın, çocuk demeden insanları katlettiler, zorla göç ettirdiler, kaçırma ve tecavüz suçları işlediler. Bugün Şam’daki hükümette bakan, vali ve askeri yetkili olarak görev yapan birçok kişinin eli kana bulaşmış durumda. Buna rağmen uluslararası güçler ve devletler, tüm bu suçları görmezden gelerek bu kişilere zaman tanıyor, süreci izliyor ve onlarla diplomatik ilişkiler kuruyor. Oysa gerçek herkesin gözü önünde. Başta Hama’ya vali olarak atanan, SMO’ya bağlı Sultan Süleyman Şah grubunun lideri Ebu Emşe olmak üzere, hükümetin çeşitli kademelerinde görev alan bakanlar, valiler ve askeri yetkililer savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işleyen isimler. Batılı devletler ve özellikle ABD merkezli insan hakları kuruluşları, bu kişilerin suçlarını belgelerle ortaya koydu. Ancak buna rağmen uluslararası kamuoyu sessizliğini koruyor ve hiçbir somut adım atılmıyor.
Türk devleti ve ona bağlı çetelerin kimyasal silah ya da uluslararası anlaşmalarla yasaklanmış silahları kullandığına dair elinizde belge var mı? Eğer böyle bir kullanım tespit edildiyse, uluslararası hukuka göre nasıl bir süreç işletilebilir?
Türk devleti, Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’de kimyasal silah kullandı. O dönemde bu durum basına yansıdı ve bazı tepkiler geldi, ancak Türk devleti uluslararası kurumları susturmak için rüşvet verdi. Yasaklı silahlar yalnızca Türk devleti ve ona bağlı gruplar tarafından değil, Esad rejimi tarafından da kullanıldı. Uluslararası güçlerin kimyasal silah kullanımına karşı sorumlulukları var ve bu sorumluluktan kaçmadan gerekli adımları atmaları gerekiyor. Doktorların tespitlerine göre, kimyasal silaha maruz kalan kişilerin ağızlarından beyaz köpükler geliyor ve nefes almakta zorlanıyorlar. Efrîn’de çatışmalarda yaralanan beş kişide yasaklı kimyasal maddelere rastlandı. Serêkaniyê’de ise fosfor kullanıldığına dair doktor raporları hazırlandı. Uluslararası kurumların yasaklı silahların kullanıldığına dair çeşitli raporlar hazırladığını biliyoruz. Ancak, bu raporların somut adımlara dönüşmesi ve bu suçların yargıya taşınması gerekiyor.
Uluslararası toplumun bu ihlalleri durdurması için hangi adımları atması gerekiyor? En acil çözüm önerileriniz neler?
Uluslararası toplumun en büyük sorumluluğu, dünya genelinde çatışmaları ve savaşları sonlandırmak için aktif bir çalışma yürütmektir. Özellikle savaş bölgelerinde yaşanan insan hakları ihlalleri, kötü muamele ve katliamlar uluslararası güçlerin doğrudan sorumluluğundadır.
Suriye’de son yıllarda Dürzî, Alevi ve Kürt azınlıklara karşı ciddi savaş suçları işlendi. Bu ihlallerin durdurulması için uluslararası toplumun bir an önce harekete geçmesi gerekiyor. Uluslararası kurumlar ve güçler, bu suçları işleyenleri mahkemeye çıkarmalı ve cezalandırmalıdır. İnsanlığa karşı suç işleyen kişi ve örgütler uluslararası mahkemelerde yargılanmalı, gasp edilen mallar ve haksız kazançlar sahiplerine iade edilmelidir.