Newroz arifesinde Xezal’in ocağından ateşi aldılar
Rojbin EKİN Haberleri —
- Xezal’ın annesi Xanim Hebeş Hecî hikâyelerini anlatıyor şimdi. Artık içi boş, kapısına kilit vurulmuş hemen kendi evinin de bitişiği olan evlerinin duvar dibine oturmuş, onların hem geçmişine hem de geleceğine yanarak, ağıtlar yakarak anlatıyor Xezal ve Osman ailesinin hikâyesini.
“Yazmak bir yolculuktur” diyorlar. Ucu açık her olasılığa bir yolculuk... Belki sonsuz bir kavuşma, belki de bir ayrılık. Velhasıl yazmak zor. Bir de yazınca hikâyenin hakkını vermeli yazar. Hatırda bir şeyler bırakmalı, unutturmamaya vesile olacak bir şey. Bu hayatta unutulmamayı hak eden o kadar çok hikâye var ki! Hakkı savunulması, hesabı sorulması ve sarılması gereken.
17 Mart’ı 18 Mart’a bağlayan gece, saat 00.40. Yerel haber kaynakları, Kobanê’nin Berxbotan köyüne keşif ve ağır silahlarla yoğun bir saldırı olduğu bilgisini geçiyor. Aynı tarih ve saatte birçok yerde Newroz ateşleri hala yanıyor, halaylar çekiliyor. Newroz’un gelişini kutluyor büyük kalabalıklar. Yediden yetmişe herkeste bir bayram sevinci, direnme coşkusu ve yarınları zapt etmenin kararlılığı...
Köyün kilometrelerce uzağında, elektriksiz küçük bir bağ evinde ise bu saat oldukça geç. İçinde varsa bir bayram sevinci, bir Newroz bekleyişi de bulunduğun koşullara teslim edersin. “Belki bir dahaki Newroz’a” deyip içini sarıp sarmalayan sevinci kovalarsın. Kobanêli Xezal ve Osman çifti de 9 çocuğuyla birlikte ırgatlık yapmak için gittiği Berxbotan köyünün birkaç kilometre uzağındaki bağ evinde yarına bu sözü vererek dinlenmeye çekilmiş. Kim bilir belki de 21 Mart günü Kobanê merkezde yapılacak kutlamaya katılma kararı almışlardı. Sonuçta Newroz’u kutlayacak fırsatları yoktu. Hayat onlara böyle bir güzellik yapmadı. Geçim derdi, 9 çocuğu büyütme sorumluluğu ve gelecek kaygısı tercihen olmazsa da Xezal ve Osman’ı öyle bir karar almaya mecbur bırakmıştı. Ama çocuklarına başka bayramları kutlayacakları sözü verdikleri kesin.
Aynı avluda büyüyen amca çocukları
Xezal ve Osman, Kobanê’nin Girik köyünden. Kapıları birbirine bakan, aynı avluda büyüyen amca çocukları. Gelenekler, aile bağları ve onlara da başka tercihler bırakmayan büyüklerinin aldığı kararlarla genç yaşta büyük sorumluluk altına girerler. Evlenirler; Xezal 39, Osman 42 yaşına geldiğinde en büyüğü 18, en küçüğü de 8 aylık 9 çocuk sahibi olurlar.
Xezal’ın annesi Xanim Hebeş Hecî hikâyelerini anlatıyor şimdi. Artık içi boş, kapısına kilit vurulmuş hemen kendi evinin de bitişiği olan evlerinin duvar dibine oturmuş, onların hem geçmişine hem de geleceğine yanarak, ağıtlar yakarak anlatıyor Xezal ve Osman ailesinin hikâyesini.
“Üç kızımı kayınımın çocuklarına verdim. Diğerleri bir şekilde geçinip gidiyordu. Ama Xezal ve Osman’ın ne bir parça toprağı ne de geçimini sağlayabileceği bir işi vardı. Hiçbir şeyi yoktu, yoksuldu. Xezal’a bu yoksulluk içinde o kadar çocuk yapma, bir-iki yeter diyordum. 6 kızı 3 de oğlu vardı. Büyük bir nüfus. Osman gündelikçiydi. Ama gündelik işlerle nasıl geçinebilirlerdi ki? Xezal da öyle, o çocuklar aç kalmasın diye her işe koştururdu. Öyle fedakâr, elinden her iş gelen, tutumlu ve hayatla nasıl baş edeceğini biliyordu.”
Mecburuz dediler ve gittiler
Hayıflanarak, acıyla anlatıyor Xanim Hebeş kızı Xezal’in hayat ile mücadelesini. Köyü Girik’ten Berxbotan’a da bunun için gitmiş Xezal. Bir bağ evinde fıstık ve meyve ağaçlarının bakımını, sulamasını yapacak ve çocuklarına bir mevsim daha bakabilecek. Yazın başka bir işe koşacak, kışa yetecek kadar... Hayatın bu telaşından, yoksulluğun dilinden anlamıyor değil mi savaş? 2014 yılından bu yana göğünden savaş uçaklarının, yerinden de her türlü ağır bombardımanın eksik olmadığı bir coğrafya Kobanê. Bağını bahçesini çapalayanın, hayvanlarını otlatanın, gece yatağında uyuyanın, sokakta oynayan çocukların bombardımanların hedefi olduğu bir coğrafya. Tehlikenin farkında Xanim Hebeş o yüzden “gitmeyin” diyor ama...
Sonra parçalanmış cenazeleri geldi
“Gitmeyin dedim, uzak orası. Mecburuz dediler ve gittiler. Herkes üç öğün yerken, onlar bir öğün yemekle yetinirlerdi. 5 aydır ne elektrik ne de su var. Saldırılar olunca su da kesildi elektrik de. Xezal’a da bacıları yardım ederdi, su taşırdı. Gecenin ilerleyen saatlerinde bombardıman sesi gelmeye başladı. İlk onları düşündüm, o taraftan geliyordu sesler. Diğer kızıma söyledim, bir sor Xezal’a iyi mi diye. Sonra parçalanmış ve bir araca doldurulmuş cenazeleri geldi. Suçsuzdular, çoğu çocuktu, masumdular...”
Ölümden kaçıyorlardı ama…
Türk devletine ait keşif uçağı etraflarını bombalamaya başlayınca kaldıkları bağ evini de bombalar diye Xezal ve Osman çifti çocukları alıp dışarı atarlar kendilerini. Berxbotan’a doğru koşmaya başlarlar. Açık arazide acımasız bir şekilde keşif uçağından fırlatılan roketlerin hedefi olurlar. Oysa ölümden kaçıyorlardı. Belki de keşif uçağına bombalama emri verenlere sivil, çocuk ve savunmasız olduklarını bildirmek istediler. Bunun için attılar kendilerini açık araziye. 8 aylık Avesta Xezal’in kucağında, diğerleri de hemen Xezal’in eteğinde, yanında yöresinde katledildi.
Geriye Narîn kaldı
18 yaşındaki Ronîda ve 9 yaşındaki Narîn ağır yaralı bir şekilde kurtulabildi saldırıdan. Ancak Ronîda Ebdo 18 Mart günü tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve o da hayatını kaybetti. 11 kişilik bir aileden geriye 9 yaşındaki ağır yaralı ve yaraları hiç iyileşmeyecek, acısı hiç dinmeyecek Narîn kaldı.
Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde faaliyet yürüten Dezenformasyonla Mücadele Merkezi açığa çıkan tepkilerden sonra diğer tüm saldırı ve katliam örneklerinde olduğu gibi olayı uluslararası kamuoyunu manipüle etmeye yönelik asılsız bir iddia olarak gördü. Ben de dahil katliamın fotoğraf ve görüntülerini paylaşan birçok X kullanıcısına, katliamın da belgesi niteliği taşıyan fotoğraf ve bilgilerin kaldırılmasını isteyen ileti gönderildi.
Xezal’in annesi susmayacak
Suçlarını örtmeye çalışırken bilenlerin, şahit olanların susmasını istiyorlar. Herkesi sustursalar bile Xezal’in annesi Xanim Hebeş’i susturamazlar. Gördüklerini, ona yaşatılanları unutturamazlar. Barışma ihtimalini konuşurken bile unutturamazlar katliamları ve yaşatılan zulmü...
İçinde hak, hukuk ve adaleti zerre barındırmayan devlet zulmü kendisine azcık yönelince yaşadıklarını 100 yıldır her türlü bedeli ödeyen Kürtlerle kıyaslayanlara; hiç susmayacak, diz çökmeyecek ve hesap sormaktan vazgeçmeyecek Xanim ananın sözlerini yazıyorum.
17 Mart’tan bu yana ağıtların eksik olmadığı bir evin duvar dibinden sesleniyor Xanim ana vicdanı olan herkese: “Ne yaptıysa şimdiye kadar ben yapmadım diyor zaten. Sen değilsen kim yaptı bunu? Bize neden bu zulmü yapıyorsun? Hepimiz oruçluyduk. Zulüm ediyor bize zulüm. 6 yaşındaki Yaser’in başı bedeninden kopmuştu. Oğlum araziden bulup getirdi. Bu nasıl bir iman, nasıl bir Müslümanlık? Günyüzü görmeyen kızımın, o çocukların hesabını kim verecek? Büyük bir zulüm bu. Yakamızı bırakmadı bir türlü...”
Bitirirken; Xezal ve Osman ailesinin başına gelenleri herkes bilsin, hafızalarda kalsın istedim. Onların kilitli kapısına düşsün hikâyeyi okuyan herkesin yolu.