Kürdistan baharı
Ahmet KAHRAMAN yazdı —
- Kürdistan yaylalarında şimdi beleki zamanıdır. Çiçekler gök mavisi, kızıl, sarı ve mor… Ve bahar, yüreklerde büyülü hayaller kurma zamanıdır. Hayal kurma, her şeyin başı, başlangıcıdır çünkü.
Ahmed Arif abinin deyişiyle, “Dağlarına bahar gelmiş, memleketimin…“
Bahar, doğanın en büyülüsü ve “Zümrüt u Anka“kuşu misali, yoktan cana gelmesidir
Kürdistan yaylalarında şimdi, beleki zamanıdır. Çayırlar “Ala Rengin“ misali çiçekli. Çiçekler gök mavisi, kızıl, sarı ve mor…
Ve bahar, yüreklerde büyülü hayaller kurma zamanıdır. Hayal kurma, her şeyin başı, başlangıcıdır çünkü.
Dört parça Kürdistan’da kardeşçe birlik ve dayanışma ruhu da bir hayaldi. Büyük birliğe doğru atılmış ilk adımın hayali…
Ama ilk adım geldi işte. Bu Newroz’da, Avrupa’nın kalbi Köln semalarında ve ardından geçtiğimiz Cumartesi günü Frankfurt göğünün yedinci katında, Kürdistan ulusal marşı “Ey Reqip“ nağmeleri olarak gerçekleşti, bu adım. Göğe akan “Ala Rengin“in hare hare dalgalanmasıyla...
Ey Reqip ve Ala, ulusal ruhtu. Küllerinden can bulmuş…
Zor aşıldı, “lo!...“ Ama hayal etmek, zora karşı adım atmaktır.
Yeri ve zamanı gelmişken Kürdistan, ulusal “serhildan“da, Osmanlı kabuğu altındaki hiçbir halkın gerisinde değildi. Kürtler başkaldırdığında, henüz Arap milliyetçiliğinin adı yoktu. Yunanlılar sessiz, Balkanlıların önemli kesimi uykudaydı.
Kürtler, en önce ayağa kalktı ama önderlerinin yanlış ata oynaması yüzünden, yalnız kaldılar ve yalnızlık dolambacında kaybettiler.
Haberleri bile olmadan, bir sabah uyandıklarında ülkelerinin yarılıp dörde bölündüğünü, parçalarının ona buna dağıtıldığını hüzün içinde gördüler.
Ancak bugün, artık o günler değildir. Yanılanların torunları, aynı hatayı işlemediler. Devletleri olmadığı halde, savaşta bile mertlik, dürüstlük durarak dostlar, müttefikler edindiler.
Kürtler artık, günümüz dünyasının “yalnız gezen“i değildir. Onlar bugün, kurdukları dostane ilişkiler sayesinde güçtür, daha güçlüdürler.
Güç takviyesi sayesinde, çok uzak ufuk sanılan birlik ruhu da yakınlaştı. Rojava’da, kanatların birleşmesi de, bu gücün doğal sonucudur. Ağır bedeller ödeyerek Rojava‘yı “şeni“ (inşa) etmeyi başaran PYD, uzun süren bir çabadan sonra, ENKS çatısı altında toplanmış kardeşleriyle, nihayet bütünleşti. Roj Peşmerge, PYD gücünün birleşeni, parçası oldu. İkiliğin yarattığı güç kaybı, ortadan kalktı. Kuzey Doğu Suriye‘nin adı Rojava Özerk Bölgesi olarak onaylandı.
Rojava şimdi daha güçlü ama, Suriye’de işgalci olan Türk rejimi, Kürt düşmanlığına ve dolayısıyla kötülüklerine devam ediyor. Düne kadar, İŞİD’den devşirilen kiralıkları, “Suriye Milli Ordusu“ adıyla Kürtlerin üstüne sürüyorlardı. Bugün de askeri gücünü takviye ettikleri ve Şam’ı ele geçirmede katkı sunarak “diyet borcu“ yükledikleri Colani çetesini kullanıyorlar.
Kürt varlığını dışlamayı ve dinci bir rejim inşa etmeyi amaçlayan Anayasa bildirgesini yayımlatarak, Colani üstü statülerini ilan ettiler. En son, geçici hükümetin ilanında Kürtleri dışlamakla da kalmadılar. Hristiyanları, Alevi ve Dürzileri de saf dışı bıraktılar. Çok ırklı, çok dilli, çok din ve kültürlü Suriye’yi Türk tipi “tek“ ayak üstünde inşa etme yoluna girdiler. Kargası Türk ırkçısı olana, yakışan da zaten.
Ama Erdoğan rejiminin dayatması Rojava ve Dürzilerin tepkisine yol açtı. Kendini Erdoğan tipi “tek adam“ ilan eden Colani de sağa, sola güç yığarak karşılık başladı.
Türkler, “Colani çetesi“ maskesiyle Rojava’ya saldıracak mı, bilemiyorum. Erdoğan rejimi, yarattığı bunalım bataklığında debelenirken, “Rojava’da ışıldayan Kürdistan baharı“na saldırmayı bunalımdan çıkış yolu olarak görüp “bekası“ için savaş açar mı?
Bilinmez, can çekişen kağıttan diktatörün, yerde debelenme hallerinin sonuçları önceden kestirilemez ki…