Barışın bedeli

Suat BOZKUŞ yazdı —

  • Barışın bedeli bazen savaştan daha ağır olmaktadır. Halklar barış ve çözüm uğruna bunlara da katlanmaktadır. Ama devlet güçleri bu durumu istismar eder de katliamlarını sürdürürse sonuçları çok acı ve ağır olabilir.

Savaşın bedeli üzerine çok konuşulur. Maddi kaynakların ve doğanın tahribatı, insan ve can kayıpları, insanların yaşadıkları, çektikleri acılar üzerine şiirler, kitaplar yazılır, filmler çekilir. Bütün bunlar yapılırken adeta barış çok kolay ve bedava gibi sunulur. Barışın bedeli görülmez ya da küçümsenir.

Oysa Endonezya’dan, Sri Lanka’dan Filistin’e, Güney Afrika’dan Kolombiya’ya, Arjantin’den, Şili’den İrlanda’ya ve Kore’ye kadar birçok ülkede uzun süren barış görüşmelerinin maliyeti hiç de hafif olmadı. Hatta bazen barış süreçlerinde ödenen bedel daha da ağır olmuştur.

Son kırk yılda Kürdistan’da süregelen silahlı direnişin barışçı bir çözümle sonuçlanması için yapılan çalışmaların bedeli hiç de az değildir. 1989-90 yıllarında Özal devrinde başlayan ilk temaslar sürecinde HEP’in kurulması ve SHP listelerinden TBMM’ye girilmesi Kürt halkının barışçı çözüm tercihinin açık bir ifadesi ve iradesinin somutlaşması oldu. Bunun sonucu olarak 1993’te ilk ateşkes ilan edildi. Savaş cephesinin buna cevabı çok sert ve acımasız oldu. 93 konseptiyle Demirel-Çiller-Ağar-Güreş çetesi saldırıya geçti. HEP’li vekillerin meclisten zindana atılması ve onbinlerce yurtseverin-devrimcinin kaybedilmesi,  katledilmesi; milyonlarca insanın göçertilmesi ve köylerin kasabaların yakılıp yıkılması sürüp gitti. Bugün de bir yandan diyalog çabaları sürerken bir yandan da çözüme ve barışa karşı tecrit ve saldırılar hiç hız kesmeden sürüyor.

Kuzeyde seçilmiş belediye eşbaşkanları görevden alınıp yerlerine Erdoğan’ın emireri olan kayyım-valiler atanıyor. Böylece halkların iradeleri utanmazca çiğneniyor. Rojava’ya ve Güney’e yönelik olarak da her türlü askeri saldırı ve operasyonlar sürüyor. Zindanlardaki hasta tutsaklar üzerinden en alçakça tehdit ve şantaj uygulaması yapılıyor. Zindanlardaki on binlerce insan rehine olarak tutuluyor.

Bütün bunlar barışın maliyeti ve bedelidir. Çünkü barışçı çözüm isteyen biziz. İktidardakiler kendi içlerindeki çelişkilerin sonucunu mu yaşıyorlar yoksa oyun içinde oyun mu var bilemeyiz. Bunu ancak gelişmeler gösterecek.

Bütün halk Sayın Öcalan’dan gelecek mesajı beklerken Adalet Bakanı dalga geçer gibi “Mesaj video ile verilebilir mi bilmiyoruz. Mevzuata uygun değil” diyor. Bay Bakan halka izah etsin bakalım: 26 yıldır İmralı’da yapılanların hangisi, hangi mevzuata uygundur? İmralı sistemi A’dan Z’ye hukuk dışı değil mi?

Özel Tip Cezaevi, kişiye özel yasa, kişiye özel cezalar ve kişiye özel yasaklar hangi hukuka ya da mevzuata uygun? Hukuk ve İmralı aynı cümlede yer alabilir mi?

Burada bir gelişme isteniyorsa öncelikle bu hukuk dışı tecride son verilerek Sayın Öcalan’ın mesajlarını ve düşüncelerine herkese iletebileceği maddi-manevi ve teknik koşullar eksiksiz olarak yerine getirilmelidir.

Savaş-Barış sorunları konuşulurken hep savaşın maliyetinin çok ağır olduğu vurgulanır. Doğrudur da. Ama bu abartılıp sanki barışın hiçbir maliyeti yokmuş gibi açıklanırsa yanlış olur. Birçok örnekte görüldüğü gibi çözümün ve barışın maliyeti hiç de az değildir. Daha önce de görülmüştür ki, ateşkes ve sınırötesine çekilme süreçlerinde bile çok can kaybı yaşanmıştır. Yapılan mutabakatlara uymayan devlet güçleri geri çekilen gerilla güçlerine pusu kurup saldırarak büyük katliamlar yapmıştır. Bu dünyada da böyle olmuştur. Çünkü gericilik can çekiştikçe vahşileşmekte ve zalimleşmektedir.

Barışın bedeli bazen savaştan daha ağır olmaktadır. Halklar barış ve çözüm uğruna bunlara da katlanmaktadır. Ama devlet güçleri bu durumu istismar eder de katliamlarını sürdürürse sonuçları çok acı ve ağır olabilir. Kimse bunu test etmeye kalkışmamalıdır. Çünkü halkların ve ezilenlerin sabrı da sınırsız ve boşuna değildir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2025 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.