Süreç ve durum
Suat BOZKUŞ yazdı —
- Bu süreçten olumlu bir adım isteniyorsa tehdit, şantaj ve tahkir politikasına, Öcalan üzerindeki her türlü kısıtlamaya son verilip özgürlüğü ve eşitliği tanınmalıdır. Bu bir imtiyaz ya da lütuf değil, bir haktır. Sayın Öcalan’dan tarihi bir çözüm görevi bekleniyorsa tam özgürlüğü şarttır.
- Çözümü devletten beklemek de doğru olmaz. Barışçı çözüm doğrultusunda gelişme olması için bunu isteyen güçlerin de sahaya çıkarak güçlerini göstermesi gerekir. Ancak o zaman demokratikleşme ve çözüm gündeme gelip başarıya ulaşabilir.
Süreç deyince yanlış yorumlara ve gereksiz tartışmalara yol açılıyor. Biz buna “yeni durum” desek daha uygun olabilir. Ama ne dersek diyelim yeni bir süreç yaşadığımız da bellidir.
İlk günden beri diyalog-müzakere ve çözüm kavramları bilinçli ya da bilinçsizce karıştırılıyor, çarpıtılıyor. Tekrar pahasına da olsa şunları vurgulayalım:
Demirel, “28 isyan oldu. Hepsi de bastırıldı. Bu da bastırılacak” demişti. Ama öyle olmadı. Dahası son isyanın farkı sadece numara farkı değildi. Dünya, bölge ve Kürtler çok değişmişti. Bu yeni dönemde Kürt direnişini kanla bastırma çabaları tarihi bir direnişle bozguna uğratıldı. Devlet “Muhalefetin ve direnişin kökünü kazımak, son terörist de yok olana kadar savaşmak” söyleminden vazgeçmek zorunda kaldı. Ama sorunu çözme çabaları da tam olarak başarıya ulaşmadı.
89-90’lardan beri devlet ile Öcalan arasında çözüm temasları üstü kapalı da olsa sürüyor. Basına yansıyan bilgilere dayanarak şunları söyleyebiliriz:
Bu süre boyunca ilk günden beri barışçı, demokratik siyasi çözümü istikrarlı olarak savunan hep Öcalan olmuştur. Devletin politikası ise hep oyalamaca, kandırmaca ve imha amaçlı olmuştur. Bu süreçte devlet kendi içinde de bir dizi çelişki, çatışma ve tasfiye yaşamıştır. Özal döneminden beri devlette yaşanan siyaset ve kadro değişimini göz önünde tutarsak değişimin boyutları daha iyi anlaşılır.
Bugün de devlet içindeki çelişki ve çatışmalar gün yüzüne çıkıyor. Bir yandan pembe hayaller yayılırken bir yandan da her gün yeni bir saldırı dalgasıyla toplumsal muhalefet gaflette vurulmak, susturulmak ve ezilmek isteniyor. Müflis tüccar eski defterleri karıştırıp alacaklarını ararmış. Erdoğan’da taa Gezi direnişinden kalma hesapları gündeme getirip muhalefetin kırıntısını bile ezmek istiyor. Böylece bugünkü muhalefete de gözdağı veriyor. Muhalefeti gözünü açmadan boğmak istiyor.
Belediyelere kayyım darbeleri yapılırken Rojava’ya ve Başur’a yönelik askeri operasyonlar aralıksız olarak sürüyor. Bu konuda klasik sömürgeci ittifakın Suriye ve Irak ayağı onarılıp güçlendirilmek isteniyor. Çöken Astana süreci yerine Irak ve Suriye ile yeni ortaklıklar kurulmak isteniyor.
"Teröre son vereceğiz, ezeceğiz, gömeceğiz vb.” edebiyatı yapan Cumhur İttifakı memlekette terör estiriyor. ESP ve sol muhalefete, CHP’li belediyelere bile saldırıyor. Sanatçılar üzerinden tüm topluma gözdağı veriyor. Bir yandan yumuşama, diyalog, çözüm vb. derken bir yandan da hukuk dışı saldırılarını sürdürüyor. Erdoğan’ın bindirilmiş kıtaları olan savcıların istediği gibi ifade vermeyenler yalancı tanık diye tutuklanıyor. Hukuk adına böylesi bir zulüm hiçbir zaman görülmedi.
Bu böyle diye barışçı-siyasi çözüm çabalarından vazgeçilecek değildir. Ama bu çözümü devletten beklemek de doğru olmaz. Barışçı çözüm doğrultusunda gelişme olması için bunu isteyen güçlerin de sahaya çıkarak güçlerini göstermesi gerekir. Ancak o zaman demokratikleşme ve çözüm gündeme gelip başarıya ulaşabilir.
Bu şartlarda yeni durumda yeni bir umut ve çözüm yaratmak için muhalefetin ayağa kalkması gerekiyor. Sadece Kürtler değil özgürlük, barış ve demokrasi isteyen bütün toplumsal güçlerin ayağa kalkması şarttır. Tribünlerdeki taraftarlar gibi sadece tezahürat yapmak yetmez. Seyirciler bile bazen hakeme itiraz ve isyan etmek için sahaya inmektedir. Kaldı ki biz seyirci ya da taraftar değil doğrudan tarafız.
Devlet bir yandan Öcalan ile temasını sürdürürken bir yandan da trol ordusunu harekete geçirip asılsız ve soysuz dedikodularla Öcalan adına senaryolar yazdırıyor. Bu siyaseten de, hukuken de ahlaksızlıktır. Bu süreçten olumlu bir adım isteniyorsa tehdit, şantaj ve tahkir politikasına, Öcalan üzerindeki her türlü kısıtlamaya son verilip özgürlüğü ve eşitliği tanınmalıdır. Bu bir imtiyaz ya da lütuf değil, bir haktır. Sayın Öcalan’dan tarihi bir çözüm görevi bekleniyorsa tam özgürlüğü şarttır. Tam özgürlüğü olmadan bu görevini yapması olanaksızdır. Öcalan’ın özgürlüğü devletin soruna yaklaşımının ciddiyetinin de göstergesi ve ölçütü olacaktır.