Demokratik kazanım, barış ve mücadele
Ziya ULUSOY yazdı —
- Onlarca yıldır süren Kürdistan devriminin yol açtığı/yol açacağı demokratik kazanım ve mevzilerin korunması ve genişletilmesi için mücadele etmek işçi sınıfı, halklar ve devrimci güçlerin de omuzundadır.
Sayın Öcalan’ın çağrısında asıl öne çıkarılması gereken yan, çağrıya sözlü olarak eklenen “siyasi ve hukuki düzenlemelerin gerekir”liğine ve çağrıda yeralan “kimliklerin ve siyasi yapılanmaların hak ve özgürlüklerinin mevcudiyeti”ne vurgudur.
Çağrının başlığı olan “barış ve demokratik toplum” ancak siyasal ve hukuki olarak tüm ezilen sınıfların, söz, eylem ve örgütlenme haklarının gerçekleştirilmesi, örgütlenmelerinin baskı altına alınmaması yoluyla elde edilebilir.
Öcalan’ın çağrıya sözlü olarak eklenmesini istediği “siyasi ve hukuki” demokratik düzenlemeler eğer sürecin başlangıç adımları olabilirse, süreç demokratik yönde gelişebilir.
Çatışmasızlık, demokratik siyasi-hukuki açılımlar başlangıcının ön adımı olagelmiştir. Çatışmasızlık ön adımı atılmadan başaltılan girişimler, Kolombiya ve Filipinler örneklerinin kanıtladığı gibi demokratik alanın daha da daraltılmasına varmıştır.
Bugün “silah bırakma”yı demokratik gelişme ve çözüm şartından koparmak isteyen Erdoğan-Bahçeli, karşılıklı çatışmasızlık ön adımını atarak değil, savaşla ve demokratik güçleri kitlesel zindana atmak, söz söyleyen her muhalifi ceza sopasıyla susturmak, seçilmiş belediyeleri gaspetmek, işçi ve ezilenlerin barışçı grev ve gösterilerini polis şiddetiyle bastırmak ön adımı uyguluyor. Bu yolla faşizmden vazgeçmeyeceklerini göstermek istiyorlar. Erdoğan, çağrıdan sonra E. Ala ve M. Uçum’a “biz sonuca bakarız”, “silah bırakmayan sonucuna katlanır” tehditlerini söyletiyor. Bunun Netanyahu ve Trump’ın Filistin halkına tehditlerinden farkı yok.
Çağrıda Rojava ve Kuzey ve Doğu Suriye’ye ilişkin Öcalan değinmiyor. Muhtemelen özerk halkçı yönetimin, halkların özgürlük içinde birliğinin sağlanmış olmasının, kadın katılımı ve özgürlüğünün, “demokratik toplum” olarak korunmasını yararlı görüyor. Erdoğan-Bahçeli’nin savaş araçları ve çeteleriyle, HTŞ eliyle tasfiye amacına, olmuyorsa savunmasız ve güdük bir statüye dönüştürülmesine karşı duruyor.
Erdoğan-Bahçeli’nin, siyonist savaş makinasının vurucu gücüyle ABD ve Batı emperyalizminin bölgede güç dengesini değiştirmesinin “beka sorunu” yarattığı söylemine gelince. Rusya-İran nüfuz ve gücü geriletildi. İran’a, nüfuz alanında olup ayakta kalan Husi yönetimine karşı -boyutu belirsiz- saldırı planları muhtemelen vardır. Fakat Batılı emperyalistler ve siyonist savaş makinasının, NATO üyesi Türkiye’ye ilişkin saldırı planı olmadığı/olamayacağı gibi, işbirliğini geliştirme politikası var. Nitekim Suriye’yi Kuzey’den Türkiye’nin, Güney’den İsrail’in bölüşmesine Batılı emperyalizmin destek vermesi bunun çarpıcı kanıtı. ABD’den Almanya’ya emperyalistlerin çağrı sonrası Türkiye rejimi yanında olumlu tepki vermeleri de diğer çarpıcı kanıt. Emperyalistlerin “Türkiye’yi bölmeye çalıştıkları” yalanının halkı desteğe çekmek için uydurulduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Erdoğan-Bahçeli kliği, iktidarının bekasını Türkiye’nin bekası göstererek halklarımızı kendi desteğine çekmek oyununu oynuyor. Bu arada güç dengesindeki değişimin Suriye ve İran’da Kürtlere statüye yol açma olasılığını önlemek için “kardeşlik” söylemini kullanıyor.
Siyonizmle Erdoğan-Bahçeli arasında ABD-Batılı emperyalizmin bölgedeki güçlü işbirlikçileri olma rekabeti var. İşbirliği içinde bölgenin güçlü himayeci sömürgecisi olma rekabeti iç içe yürüyor.
Rojava/Kuzey ve Doğu Suriye özerk halkçı yönetiminin varlığı ise Türkiye’ye beka tehditi yaratmaz. Tersine Türk halkı dahil bölge halklarını, demokrasi, hak eşitliği, kadın özgürlüğü yönünde esinlendirerek, faşizmin etkisini ve savaş destekçiliğini geriletir. Türkiye işçi sınıfı ve halklarının geleceği kazanmalarına katkıda bulunur.
Silah bırakma, demokratik alanda mücadeleyi öngörme, Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin kendisinin karar vereceği konular. Onlar adına konuşmak bize düşmez. Fakat onlarca yıldır süren Kürdistan devriminin yol açtığı/yol açacağı demokratik kazanım ve mevzilerin korunması ve genişletilmesi için mücadele etmek işçi sınıfı, halklar ve devrimci güçlerin de omuzundadır.
İşçi sınıfı ve ezilenlerin bu kazanımları genişleterek örgütlü güçlerini ve mücadelelerini geliştirmede değerlendirmeleri haklarıdır. Faşizmden ve kapitalizmden kurtuluş mücadelesi, emperyalizme karşı mücadeleyi içererek, iktidarın yayılma savaşına karşı mücadeleyi kapsayarak, bu demokratik kazanımları değerlendirmek ve genişletmekten geçecektir.